Hüzün Kahvesi

Uzun bir günün ardından yorgunluk çökmüştü üstüne. Tek istediği uyumaktı artık. Evine geldiği gibi değiştirdi kıyafetlerini, düzenli bir şekilde koyduktan sonra yattı yatağına. Birkaç dakika içinde uykuya daldı.

Sabah olmuştu… Güneş yavaş yavaş doğuyordu uzak tepelerin ardında…

Yavaşça doğruldu yatağında. Etrafına bakındı. Her yeri ağrıyordu. Dün ne yaptığını düşündü. Gerçekten, ne yapmıştı da yorulmuştu bu kadar? Saatine baktı, saatin geçmekte olduğunu fark etti ve hızla kalktı yatağından. Ellerini, yüzünü yıkadı. Gün içinde giyeceği kıyafetleri eline aldı ve giyinerek mutfağa gitti.

Hala uykusu vardı. Onu bıraksanız saatlerce uyuyabilirdi. Kendisine bir kahve yaptı ve yavaşça yudumladı. Keyfini çıkara çıkara…

Hiçbir şey onun kahvesinden daha değerli değildi çünkü. O böyle düşünüyordu.

Kahvesinin dibini gördükten sonra kupasını yıkadı ve aldığı yere geri koydu. Düzeni severdi.

Odasına döndü tekrar, etrafı topladı. Dişlerini fırçaladı. Son kez aynasında kendine baktı, kıyafetini düzeltti. Evden çıktı.

Hava öylesine sıcaktı ki…

Saati unutmuştu… Geç kaldığının farkında bile değildi. Yavaş yavaş ilerliyordu dar sokaklarda. Etrafına bakınmayı çok seviyordu.

Sahile çıktı sonra…

Kendini yürümeye kaptırmıştı. Saatlerce yürüdü. Başının üstünde uçan martıları izledi. Onlar gibi olmayı hayal etti. Denizin dalga seslerini, vapurun düdüğünü dinledi. Denize olta sallayan balıkçıları gördü. Yorulmuştu…

Bir bank buldu kendisine, oturdu. Hava gittikçe ısınmıştı. Kendisi kan ter içinde kalmıştı.

Hiç tanımadığı biri oturdu sonra yanına. Sohbet ettiler, öyle havadan sudan. Muhabbet etmeyi çok severdi. Yalnız rağmen…

Biraz daha gezdi, dolaştı. Hava kararıyordu artık…

Yavaş hareketlerle evine doğru yol aldı. Geldiği gibi yine dar sokaklardan yavaşça yürüyordu. Evine geldi sonra.

Kapısını açtı yavaşça… İçeri girdi, ayakkabılarını çıkardı. Kapıyı kapattı. Odasına geçti. Yorgunluktan ölüyordu adeta. Ne yapmıştı da yorulmuştu bu kadar. Hemen üstünü değiştirdi, kiyafetlerini düzenledi ve yattı yatağına…

Sabah oluyordu yine… Aceleyle kalktı her sabah olduğu gibi bu sabahta… Hızla giyindi ve kahvesini yavaşça yudumladı… Dışarı çıktı ve dar sokaklardan sahile yürüdü, oturdu… Saatler geçirdi sahilde…

Her gün kahvesini yavaşça içiyor ve ufka dalıyordu sahilde… Ta ki Güneş batana kadar…

Ölümünü bekliyordu o… Eşini kaybettiği günü yaşıyordu her gün… Ona kavuşacağı anı bekliyordu…

Her sabah birlikte içerlerdi kahvelerini, yavaşça, konuşarak…

O gün de birlikte yudumlamışlardı kahvelerini… Birlikte çıkmışlardı dışarı… Dar sokaklardan geçerek ulaşmışlardı sahile… Saatlerce yürümüşlerdi, gökte uçan martıların altında ve vapurların düdükleri eşliğinde… En son yorulup oturmuşlardı bir banka ve sımsıkı sarılmışlardı… Ufku izliyorlardı… Hava karardığında sessizliği hissetti… Kararan sadece hava değil aynı zamanda dünyasıydı… Kollarında can vermişti çünkü sevdiği…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s